Haberler
Bilim & Teknoloji
Yaşam
Kültür & Sanat
Haberler
Bilim & Teknoloji
Kültür & Sanat
İlk baskısı 2009 yılında yapılan Anılar Akın Akın isimli kitap, Halikarnas Balıkçısı’nın kızı İsmet Kabaağaçlı Noonan tarafından yazılmış. Balıkçı, malum olaylar yaşandıktan sonra ve İtalyan eşinin ardından iki evlilik daha yapıyor. Bir tanesi dayısının kızı, ki son bölümde gördük onu Hamdiye, diğeri de annesi İsmet gibi bir Girit göçmen kızı Hatice Kabaağçlı. İsmet Kabaağçlı Noonan da, bu evlilikten doğan 3 çocuktan biri. Balıkçı’nın Hamdiye ile olan evliliğinden de Asım isimli bir oğlu var. İsmet Kabaağçlı Noonan, Bodrum’da büyümesine rağmen Büyükada’da Şakir Paşa konağında doğan son torun.
“Hepimiz birer timsahız aslında!” dedim. Hayretle yüzüme baktılar. “Carl Sagan,” diye söze girdim, “R faktörü diye bir şeye inanıyordu. R harfi reptile’dan, yani sürüngen kelimesinden geliyor, insanoğlu sudan karaya çıktığı için, beyin kökümüzde hâlâ sürüngen şiddetinin izleri bulunduğunu, bölgemizi korumak için şiddet kullanmaya eğilimli olduğunu söylüyor. Yani hepimiz birer timsahız.” — Zülfü Livaneli, Son Ada […]
Ben annemin vahşi kızıyım, çıplak ayakla koşup keskin taşlara küfredenim. Ben annemin vahşi kızıyım, Saçımı kesmeyeceğim, Sesimi alçaltmayacağım. Annemin çocuğu bir vahşidir, Taşların renklerinde, Kedilerin yüzlerinde, tüylerin düşüşünde, Ateşin dansında ve yaşlı kemiklerin eğriliğinde alametlerini arar. Annemin çocuğu karanlıkta dans eder, Ve ay ışığında putperest şarkılar söyler, Ve yıldızları izler ve gezegenlere isim verir, Ve […]
“Tüm şairlere en derin sevgim ve saygımla” Bugün Şiir Günü ve ben içimdeki karmaşayla baş başayım. Kuşlar geçiyor aklımdan, kanatlarında özgürlük, gagalarında umut taşıyorlar. Martılar çığlık çığlığa, özgürlüğü elinden alınanlara ses olmuş, Duvarlar engellemez, eğer içinde bütün evreni taşırsan. Biraz endişe, çok öfke var bugün, ve biliyorum: duygular geçicidir, bir öğretmen gibi gelir, bakar gözlerimizin […]
Ruhun Evrensel Ritimleriyle Barışmak “Bir son, her zaman bir başlangıcın habercisidir.” Clarissa Pinkola Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabı bize sadece kadınlara özgü değil, hepimize, insana ait bir gerçeği hatırlatır: Hayat, düz bir çizgi değil; bir döngüdür. Bir yaratımın coşkusu, ardından gelen çöküş, sonra beklenmedik bir anda doğan yeni bir umut… Tüm bu evreler insan ruhunun […]
“Bu kitap bittiğinde, senin yolculuğun başlıyor.” Clarissa Pinkola Estés, Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabının son sözünde, okurun bu hikâyelerden ders çıkarmasını, ancak bunun yeterli olmadığını vurgular. Bilgiyi içselleştirmek, onu yaşamak ve kendi mitini yaratmak gereklidir. İşte bu yüzden “İlaç Olarak Öykü” başlığı altında, masalların ve mitlerin yalnızca bir anlatı olmadığını, aynı zamanda bir şifa kaynağı olduğunu […]
Kadınların ruhu, tıpkı kurtlar gibi güçlü, yaratıcı ve özgürdür. Ancak, bu güç onlardan çalındığında, vahşi kadın unutulmuş, bastırılmış bir hale gelir. Clarissa Pinkola Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabı kadın ruhunun psikolojik, mitolojik ve felsefi bir haritasıdır. Kitabın önsözü, yazarın bu metni neden yazdığını ve kadınların unutulmuş benliklerini nasıl geri kazanabileceklerini anlatan bir manifesto gibidir. Sonsöz […]
Bazı kelimeler yalnızca bir anlam taşımaz; aynı zamanda bir hissi, bir deneyimi, bir yaşam biçimini yansıtır. “Bibliyo” kökünden türeyen kelimeler de tam olarak böyle. Kitaplarla kurduğumuz bağın, bilgiyi içselleştirme biçimimizin, bazen de kitaplara duyduğumuz derin tutkunun bir ifadesidir. Kitap, bir nesne olmanın ötesinde bir dünyadır. Okuyanın zihin haritasını genişleten, hislerini dönüştüren, hatta kimi zaman yaşamına […]
Bazı kelimeler duyduğumuz anda zihnimizde bir dünya kurar. Kimi zaman yıllardır tanıdığımız bir dost gibi gelir, kimi zamansa hiç bilmediğimiz bir sokakta yolumuzu kaybetmiş gibi hissederiz. Figen Şakacı’nın son romanına verdiği isim, HınçAhınç, tam da böyle bir kelime. Üzerine düşündükçe derinleşen, anlamını sorguladıkça yeni anlamlara kapı aralayan bir sözcük. Peki, HınçAhınç ne demek? Şakacı’nın dil […]
Romanın kahramanı Cahide Sonku benim neslimin çok iyi bildiği, bir zamanların efsane film yıldızı. Görkemli duruşu ve başarılı kariyeriyle hafızamda yer etmiş bir şahane kadın. Ancak Balcıgil bu romanı yazana kadar hayatını daha detaylı araştırmak nedense hiç aklıma gelmemiş.Yazarın satırları arasında CahideSonku’nun müthiş yaşam öyküsünde derinleştikçe olağanüstü bir zeka, yetenek ve başarı öyküsüne tanık oluyoruz. Bir o kadar da yanlış seçimler, hatalı kararlar ve zarar veren bir değer sistemiyle karşılaşıyoruz.
Türkiye'nin her tarafı karla kaplı olduğu günlerdeyiz. Dünyanın en büyük şehirlerinden İstanbul da...1987 kışının manzaraları sosyal medyada yer alırken bu koca şehrin yaşadığı daha önceki kışları merak etmemek olmazdı. Bu merakı gidermenin en iyi kaynaklarından biri fotoğraf tarihçisi ve koleksiyoncusu Cengiz Kahraman’ın hazırladığı YKY Yayınları'ndan 2015 yılında çıkan “İstanbul Kış Günlüğü 1929 ve 1954” konusunun tek kitabı.
14 Şubat… Kimi için çiçeklerin, kimi için hediyelerin, kimi için romantizmin günü… Ama benim için bugün, sevginin ve öykülerin günü! Sevgi, anlatılmayı bekleyen en büyük hikâyedir. Bir bebeğin annesine ilk gülümseyişi, bir dostun yıllar sonra kapıyı çalması, bir öğretmenin öğrencisinin gözlerindeki ışığı fark etmesi… Her biri sevginin farklı bir anlatımıdır. Sevgi, büyük laflarla değil, küçük […]
Toza Sor (Ask the Dust)'ın yazarı John Fante, 8 Nisan 1909'da ABD'nin Denver, Colorado şehrinde doğmuş İtalyan kökenli bir yazardır. Fakir bir göçmen ailesinin çocuğu olarak büyüdü ve edebiyata olan ilgisi genç yaşlarda başladı. Yazarlık kariyerine kısa hikâyelerle başladı ve daha sonra "Arturo Bandini Serisi" olarak bilinen yarı otobiyografik romanlarını yazdı. Onun en ünlü romanı Toza Sor-Ask the Dust incelemeyi hak eden bir romandır.
GÖRÜLMEMİŞ BİR ÇİÇEK AÇMA Haykırmak istiyordu – daha fazla dayanamayacaktı. Sesini duyabilecek kimse yoktu orada; kimse duymak istemiyordu. Kendisi de korkuyordu sesinden, içinde boğuyordu sesini. Patlamak üzereydi susuşu. Birden, havaya uçtu gövdesinin parçaları. Özenle, sessizce toplayacaktı bu parçaları, hepsini bir bir yerlerine yerleştirecekti delikleri kapamak için. Ve rasgele bir gelincik, bir sarı zambak bulursa, onları […]
Yeni yıla başlangıç yaptığımız bu günlerde yeni kitaplar da raflardaki yerlerini aldı. Martı’nın radarına takılan ilk kitap Can Yayınları’ndan çıkan “Sarayın Gözleri - Osmanlı’nın İlk Fotoğrafçılarından Sébah&Joaillier’nin Hikâyesi.” Yeni kitaplarla ilgili radarımıza takılan önemli bir haber de öykücülüğümüzün en özgün ve ayrıksı seslerinden Sait Faik Abasıyanık Can Yayınları’nda olması.
Yeni yıla başlangıç yaptığımız bu günlerde yeni kitaplar da raflardaki yerlerini aldı. Martı’nın radarına takılan ilk kitap Can Yayınları’ndan çıkan “Sarayın Gözleri - Osmanlı’nın İlk Fotoğrafçılarından Sébah&Joaillier’nin Hikâyesi.” Yeni kitaplarla ilgili radarımıza takılan önemli bir haber de öykücülüğümüzün en özgün ve ayrıksı seslerinden Sait Faik Abasıyanık Can Yayınları’nda olması.
Pek çok kitabını severek okuduğum Türk edebiyatının usta kalemi Selim İleri aramızdan ayrılmış. Başka bir aleme göçmüş. Ruhun şad olsun Selim İleri… Haberi duyunca durdum, düşümdüm. Ne çalışkandı diye geçirdim içimden. Yazmaya çocuk yaşta başlamış ve durmadan yazmış. Edebiyata olan ilgisi, lise yıllarında öğretmenleri Vedat Günyol ve Rauf Mutluay’ın teşvikleriyle başlamış. Kendini tamamen yazmaya adamış Selim […]
Tam 87 yıl önce Nurullah Ataç (1898-1957) tarafından Resimli Hafta dergisinde yayınlanmış bir yılbaşı yazı ile yeni yıla girmeye ne dersiniz? Evet, Ataç’ın 31 Aralık 1938’de yayınlanan yazısı, 2025’e girerken martidergisi.com’un sayfalarında. 2002 yılında Om yayınevi tarafından yayınlanna, Gökhan Akçura’nın derlediği Ivır Zıvır Tarihi alt başlıklı Yılbaşı Kitabı’nda yer alan Ataç’ın İkinci Kânun yazısı yen yıla merhaba diyoruz.
Köy Enstitüleri “sağlık kolu” hakkında Türkiye’de gerçekleştirilen ilk kapsamlı araştırmanın ürünü olan “Sağlık Ekseniyle Köy Enstitüleri: Sağlık Eğitimiyle Canlandırılacak Köy” başlıklı kitap 79. Yunus Nadi Ödülünü aldı.
Yarasa tüketimiyle ilişkilendirilen koronavirüs pandemisi hepimizin yaşamını etkiledi, ancak sonrasında normal hayatlarımıza geri dönebildik. Peki hayvan kaynaklı büyük bir salgınla kaosa sürüklenen dünyada et yemek yasaklansaydı nasıl bir hayatımız olurdu sizce? Yazar Mehmet Mollaosmanoğlu, son distopik romanı “Veganlar”da et yemenin cezalandırıldığı çevreci ama yasakçı bir sistemi odağına alıyor. Yazarla gizem dozu hayli yüksek olan bu […]
İstanbul Devlet Opera ve Balesi-Yeni Yıl Konseri , Yekta Kopan ve Berrak Göçer, Pera Müzesi’nde, HZ. Mevlana’nın 751. Vuslat Yılı ve Zekai Dede’nin Doğumunun 200. Yılında Isfahan Mevlevi Ayin-i Şerifi, Saraydan Çarşıya, Gaziantep’ten İstanbul’a: Kırk Kat Baklava Tarihi, “Bir Koleksiyoner Hikâyesi” sergisi 30 Mart’a kadar uzatıldı
Jennifer Clement’in Dul Bayan Basquiat kitabı, Jean-Michel Basquiat’nın sanatı ve yaşamı kadar, onun karmaşık ilişkilerini de anlamak için bir pencere açıyor. Bu eser, Basquiat’nın sevgilisi Suzanne Mallouk’un gözünden anlatılan, aşk, bağımlılık ve sanatla dolu bir hikayedir. Suzanne’ın perspektifi, Basquiat’nın insan yönünü, kişisel mücadelelerini ve trajedisini derinlemesine ele alır. Suzanne Mallouk ve Basquiat: Çalkantılı Bir İlişkinin […]
Onu ve oğlu Okan’ı aslında 4-5 yıldır hatta belki de işin başından beri tanıyorum, biliyorum. Sosyal medya vasıtasıyla tanımaktan çok memnun olduğum iki kişi Okan ve babası Serkan Özübek namıdiğer Kalpten Baba. Bu mahlas çok ilgimi çektiği için takibi asla bırakmadım. Bir gün görüşmeyi çok istiyordum, ancak kısmet bugüneymiş. Okan büyüdü, okula gidiyor artık. Belki de onları ilk keşfeden gazetecilerden olabilirim, ancak görüşememenin nedenleri bu yazının konusu değil. Çünkü medyamızla ilgili. Neyse ki martidergisi.com var ve isteğimi gerçekleştirebildim.
Can Bonomo’nun ilk romanı Ateşli Silahlar ve Bilardo ilk haftasında ikinci baskıya girdi Can Bonomo’nun okur tarafından büyük ilgi gören ilk romanı Ateşli Silahlar ve Bilardo, ikinci baskısıyla okurla buluşuyor. Mundi etiketiyle yayımlanan kitap, modern dünyanın başarı takıntısı, sınıf atlama çabası ve köşeyi dönme hayallerini ruh ve sinir hastalıklarıyla harmanlanıyor. Romanda moto-kurye Necip’in yolculuğu, bir yandan maddi çıkmazlarla […]
Yazar, eğitmen, danışmanı Yasemi Sungur’un ikinci kitabı Türkiye’nin önemli sanayicilerinden Makplast Makine Plastik Sanayi ve Ticaret AŞ, Plastek Sanayi ve Ticaret Aş, Remar Medikal AŞ firmalarının kurucusu Remzi Kanbur’un hayatını kaleme aldığı “Kendi Yolumu Çizdim” raflardaki yerini aldı. Remzi Kanbur, genç yaşta başladığı zanaatkarlık yolculuğunu, büyük bir sanayi liderliğine dönüştüren önemli bir iş insanı. Kanbur’un […]
Bundan tam 41 yıl önce Taksim’de başlayan macera Büyükçekmece’deki Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde devam ediyor. 2-10 Kasım 2024 tarihleri arasında Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi'nde gerçekleşecek olan 41. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, kitapseverleri bir kez daha bir araya getiriyor.
2024 Nobel Edebiyat Ödülü sahibini buldu. 2024 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi “tarihsel travmalarla yüzleşen ve insan yaşamının kırılganlığını ortaya koyan yoğun şiirsel düz yazısı için” Güney Koreli yazar Han Kang'a verildi.
Altın Koza'da Bu yıl ilki yapılan Edebiyat Uyarlaması Uzun Metraj Senaryo Yarışması’nda 7 senaryo, yapımcı Anna Maria Aslanoğlu, yazar Mine Söğüt ve yönetmen Seren Yüce’nin jüriliğinde değerlendirildi ve Şükran Yiğit’in aynı adlı kendi romanından uyarladığı ‘Burası Radyo Şarampol’ adlı projesine En İyi Uyarlama Senaryo Ödülü verildi.
Bir pazar günü polisiye roman düşkünleri İstanbul Modern’deki Modern Restoran’da bir araya geldi. Konuşmacı Tuna Kiremitçi ve onun son romanı “Tehlikeli Şarkılar”ın izinden polisiye romanlardı. Toplantı Fikir-Dneyim-Etkileşim (fer) platformu tarafından yazarın kitaplarının yayın evi Doğan Kitap tarafından düzenlenmişti.
Clarice Lispector ve Yıldızın Saati üzerine yazmaya başlamıştım hatırlarsanız. Kaldığım yerden devam ediyorum çağrışımlara.Kurgudaki yazar Rodrigo’ya Rio de Jenario’da bir sokakta yüzünde yok olma hissini gördüğü kızın bakışı musallat olmuştur. Artık o kızı anlatmak zorunda hissediyordu kendini: “…onun gibi binlercesi arasından bu kızı anlatmak benim zorunluluğum. Ve sorumluluğum, sanatsız da olsa, onun yaşamını anlatmak. Çünkü onun da çığlık atma hakkı var. O halde çığlık atıyorum” (sf:15-16).
2008 yılından bu yana düzenlenen Erdal Öz Edebiyat Ödülü, bu yıl Necati Tosuner’e verildi. 15 Eylül Pazar günü toplanan seçici kurul, usta yazarı şu gerekçeyle ödüle değer gördü: İlk öykü kitabı Özgürlük Masalı’ndan bu yana 60 yıldır, edebiyatın farklı türlerindeki yapıtlarında, toplumsal hayatın açık ve saklı baskıları karşısında bireyin yaşadığı zorunlu ve seçilmiş yalnızlıkları, sancıları, Türkçenin ve yazının olanaklarını her yeni kitabında daha ileri taşıyarak kaleme alan Necati Tosuner’e…
Yıldızın Saati, Ukrayna doğumlu Brezilyalı yazar Clarice Lispector’un 1973 yılında yayımlanmış kitabıdır. Doğrusal ve rasyonel düzlemde bir anlatı olmadığı için post modern türde bir kitap olarak kabul ediliyor. Bu haliyle de okuma eylemini bir tür deneyime dönüştürüyor. Kısa bir kitap Yıldızın Saati hatta yazarı ironi yaparak bu kitabın yarım kalmış bir kitap olduğunu söyler.
Şu anda gördüğünüz ve işittiğiniz her şey bir rüyadır. Şu anda rüya görüyorsunuz.’Yazar Don Miguel Ruiz’in bu satırlarıyla başlıyor kitabımız, Dört Anlaşma.Yıllar yıllar önce ilk okuduğumda bu cümlelerle nasıl da sarsıldığımı hatırlıyorum.Bu satırlardan ne anlamalıydım?Ne anlamalıyız?
“Nemrut’u Bize Armağan Eden Kadın” yani Theresa Goell’in hikayesi. Bu hikayeyi bize aktaransa gazeteci ve yazar Doğan Satmış. 1987 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren Nemrut’un hikayesini bize derli toplu br şekilde anlatıyor Satmış. ABD’de zengin bir ailede doğan New York’da yaşayan mimar, sonradan arkeoloji tahsil eden genç bir kadın olan Theresa Goell, tutkusunun peşinden koşarak Kommagene Kralığı’nı aşık olduğu 1. Anthiakos’u ve dolayısıyla Nemrut Dağı’nı bugünkü haliyle bize armağan ediyor.