Haberler
Bilim & Teknoloji
Yaşam
Kültür & Sanat
Haberler
Bilim & Teknoloji
Kültür & Sanat
Minimalizm, uyaranın bu kadar bol olduğu modern hayatın, sakinliği barındıran önermelerinden biri, bir yaşam biçimi olarak sık sık karşımıza çıkıyor. Kavram olarak hayatımıza modern çağda girmiş olsa da uzun zamandır insanlığın gündeminde… İki bin yıl önce Roma İmparatoru Marcus Aurelius bile “Tatminkâr bir hayat için ne kadar az şeye ihtiyacımız olduğunun farkında mısınız?” sözünü ettiğine göre adına minimalizm denmese de insanın daha fazlasına sahip olma ve fazlalıklardan arınma arzuları arasında gidip gelmesi sadece bugünün meselesi değil belli ki. Doğa filozofu Thoreau’nun “Sadelik! Sadelik! Sadelik!” diye haykırmasını hatırlayalım. Hemen herkesin hakkında bir fikrinin olduğu minimalizm, bir yaşam felsefesi olmasının dışında sanattan
Charles H. Traub‘a ait bu yazı, İfsak Blog Ekibi tarafından Espas Sanat Kuram Yayınları’nın izniyle “Fotoğrafçının Eğitimi” kitabından aktarılarak yayına hazırlanmıştır. . . . . . . . . . . . . Editör Traub, yıllarca öğrencilerine Tasarım Enstitüsü’ndeki hocası, geçimsiz Arthur Siegel’den esinlenilmiş bu veciz sözleri aktardı. YAPLAR Eski bir şeyi yeni bir biçimde yap Yeni bir şeyi eski bir biçimde yap Yeni bir şeyi yeni bir biçimde yap; işe yarar her ne ise, iş yapar Keskin yap -olmuyorsa, adına sanat de Eğer bilgisayarda yapılabiliyorsa orda yap Elli tane yap – kesin sergin olur. Büyük yap -büyük yapamıyorsan,
Kazlar; bazıları kar gibi beyaz, bazıları ince boyunlu yeni yetme bir kız gibi narin ve de bir gelin gibi süzülerek uçup uçup giden kazlar… Kadir Ekinci, doğduğu topraklar olan Kars’ı en iyi gözlemleyen ve oraların yaşamını en iyi fotoğraflayan kişidir. Daha önceki çalışmaları olan “Sessiz Işık”, “Uzak Işık” ve “Mal Meydanı” albümlerinde Kars’ı yaşadığı kente bir vefa borcu olmaktan da öte, o kente ait aidiyet hissi ile bizlere anlatmıştır. Kadir Ekinci’nin en önemli özelliği Kars’a dair hissettiği aidiyet duygusunun yanında fotoğrafa olan aidiyet duygusunun da çok gelişmiş olmasındandır. Kent, Fotoğraf, Fotoğrafçı ve Aidiyet Aidiyet; bireyin, kendisini bir gruba, topluluğa, mekâna
Neden “KAPALI ÇAĞRI” İFSAK, kurulduğu günden beri üyelerine olduğu kadar, üyesi olmayan fotoğraf ve sinema severler için de projeler üretmeyi kendine bir görev bilmiştir. Bu amaçla da çalışmalarını sürdürmektedir. Projeler Birimi olarak üyelerimize özel bir şey yapmak istedik ve “ KAPALI ÇAĞRI “ Projesini geliştirdik. Projemizin adının “ KAPALI ÇAĞRI “ olmasının nedeni ise, sadece İFSAK üyelerine özel olmasıdır. 2024 yılında dört temadan oluşan KAPALI ÇAĞRI projemiz, 2025 yılında da yine dört temadan oluşuyor. Üyelerimiz isterse birine, isterlerse dördüne birden katılabilirler. Bu yılın ilk teması fotoğrafta etkili anlatım biçimlerinden biri olan “ MÜZİK“. Hedefimiz proje sonunda üyelerimizden gelen fotoğraflarla dijital
Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Özlem Dikeçligil https://www.instagram.com/ozlem_dikecligil/ tarafından yayına hazırlanmıştır. . . . . . . . . . . . . *Dikkat Spoiler İçerir. Mecdeli Meryem ya da diğer adıyla Maria Magdalene Hristiyanlık tarihinde İsa’nın müritlerden biri olarak kabul edilir. Ferisi’nin evinde İsa’nın ayaklarının dibinde durup ağlayarak gözyaşlarıyla ayaklarını ıslatmaya başlar, daha sonra saçlarıyla onları silip, öper ve getirdiği yağdan sürer. Bunun üzerine İsa kadına “Günahların bağışlandı.”1, “İmanın seni kurtardı, esenlikle git.”2 der. İrlanda’da Magdalene Laundries adıyla 18. yüzyıl sonlarından 1996 yılına kadar hizmet veren “düşmüş kadınların” çalıştırılması ve ıslahı için açılan çamaşırhaneler adını işte bu
Andrei Tarkovski’nin ölümünden önce çektiği son filmi Offret (Kurban, 1986), 2023 yılında İsveç Film Enstitüsü tarafından restore edildi ve geçtiğimiz günlerde sinemalarda bugünlerde ise MUBI platformu aracılığı ile yeniden izleyiciyle buluştu. 1 1986 Cannes Film Festivali’nde Büyük Jüri Özel Ödülü, Uluslararası Eleştirmenler Ödülü (FIPRESCI) ve En İyi Sanatsal Katkı ödüllerine layık görülen filmi tekrar izledim. 2 Önceden belirtmek isterim ki bu yazı bir sinema eleştirmeni ya da sinemacı perspektifinden değil, bir sinema izleyicisinin gözü ile yazılmıştır. Film, Leonardo da Vinci’nin (1452-1519) Epifani’yi resmettiği The Adoration of the Magi (Magi’nin Hayranlığı) adlı tablosundan bir detaya odaklanarak açılır. Kamera yaklaşık 5 dakika
İFSAK Kısa Film Festivali, sinemacıların ve sinema severlerin yoğun ilgisi ve katılımıyla bu yıl 31. kez gerçekleşecek. Festival yalnızca film gösterimleriyle sınırlı değil elbet; 10-16 Mart haftası Pazartesi, Salı, Çarşamba, Cuma akşamları ilgi çekici söyleşiler ve Cumartesi günü Masterclass da programda yer alıyor. Pazar günü ödül alan yarışma filmleri tekrar gösterimde olacak. Festival haftasındaki tüm gösterimler ve etkinlikler ücretsiz olarak gerçekleşecek. FESTİVAL MEKÂNLARI Bu yılki kısa film gösterimleri ve festival etkinlikleri için festival mekânları İFSAK, İBB Beyoğlu Sineması Pera Salonu ve Salon İKSV olarak seçildi. İFSAK Festival haftasında 45. Ulusal Kısa Film ve Belgesel Yarışması’nda ön elemeyi geçen 39 filmin
31. İFSAK Kısa Film Festivali 16 Mart’ta sona erdi. Festival kapsamında Uluslararası bölümde festivalin Genel Koordinatörü Sinan Okan Çavuş’un ve ekibinin seçtiği 23 farklı ülkeden 53 kısa film ile zengin bir film seçkisi izleyici ile buluştu. Bu seçki ile dünyadan kısa filmleri izleyerek sinema sanatının diyalog yaratma gücünü bir kez daha deneyimledik. Festival boyunca canlandırma, kurmaca, belgesel, deneysel yapımların yanı sıra, dans ve müzik temalı filmleri de izleme imkânı bulduk. Festivalin Uluslararası bölümünde beni en çok etkileyen filmlerden biri, belgesel türdeki Wind’s Heritage filmiydi. Etkileyici renkte görüntüleri ile Neştifan’ın tarihi yel değirmenlerinin hikayesini anlatıyordu. Yönetmenliğini Nasim Soheili yaptığı İran filmi yılın
Turkuaz denizin, beyaz kumun, baharat bahçelerinin diyarı Zanzibar, Afrika kıtasının doğusunda Tanzanya ülke sınırları içerisinde özerk iki adadan oluşan bir bölgedir. İsmi Farsça’da “Zangi bar” yani “Zenci Sahili”nden türemiştir. Umman Krallığı ve Birleşik Krallık’tan sonra 1964’te Tanzanya devletinin, Tanganika ile birlikte bir parçası olmuştur. Nitekim Tanzanya isminin Tan kısmı Tanganika’dan, Zan kısmı da Zanzibar’dan oluşur. Kendi bayrağında da Tanzanya bayrağının renklerini farklı biçimde kullanmıştır. Dilleri Svahili’dir. Tanzanya halkının üçte ikisi Hristiyan, üçte biri Müslüman ve Animist iken, Zanzibar halkının tamamına yakını Müslümandır ve İslami kuralları uyguladıkları bir yaşam tarzları vardır. Giyim konusunda turistlere yönelik bir uygulama olmasa da, başkent Stone
Bölüm 13, Bolivya, Sucre Sucre, 14Temmuz 2017 Sucre, Bolivya’nın idari başkenti. Ritüel yine aynı. Meydanları ve sokakları gezmek üzere erken kalktık.Halk pazarını dolaştık. Bolivya’dan son alışverişlerimizi yapıyoruz. Bol fotoğraf çekiyoruz tabi. Bu arada denemek için aldığımız, genelde erkeklerin çiğnediği ama bizim hiç hoşumuza gitmeyen, beğenmediğimiz Coco yapraklarını sokakta birine veriyoruz. Bu yaprağı zamanında sömürgeciler Potosi ’deki madenlerde yerlilere veriyorlarmış. Beyni uyuşturuyor ama çalışmak için uyanık tutuyormuş. Hala bol miktarda tüketiliyor. Hatta buraya gelirken şoför bir paket aldı yanına, Sucre ’ye geldiğinde yarılamıştı. Muhtemelen uyanık kalmak için çiğnemiş bütün gece.
Bölüm 14, Arjantin, Buenos Aires 1 Buenos Aires, 15Temmuz 2017 – Cumartesi Evet, saat 6:00 gibi tangonun başşehri Buenos Aires’teyiz. Ama hava buz gibi. Hayallerimizdeki sıcacık Arjantin’le epey tezat. Havaalanından (Polis, gümrük) kolayca çıkıyoruz. Taksi ile 8:30 gibi oteldeyiz. Otel resepsiyon görevlisi 11:30 gibi check-in yapabileceğini söylüyor, sonradan halimize acıyor sanırım, 9 da alabilirim diyerek bizi rahatlatıyor. Resepsiyondaki kahve makinasından aldığımız kahveler ile yarım saat bekleyerek odalarımıza çıkıyoruz.İki saat uyku, 11:30’da aşağıda buluşup dışarı atıyoruz kendimizi. Önce otelin hemen hemen üzerinde olduğu, dünyanın en geniş caddesi olan Avenida 9 de Julio‘ya çıkıyoruz. Plaza de la Republica’daki abideyi görüyoruz. Ardından trafiğe
Bölüm 01, Urgenç, Nukus, Özbekistan 03Temmuz 2023 – Pazartesi Sonunda, pandemiden sonra ilk yurtdışı tatiline çıkıyorum. Geçen sene eşim Gülten Güney Afrika turu yapmıştı fakat ben bazı durumlardan dolayı gidememiştim. Şimdi şeytanın bacağını kırıyorum. Uçağımız 01:15 ‘te İstanbul Havaalanından direk Urgenç’e uçacak. Havaalanı İstanbul’a, özelikle de Anadolu yakasına epey uzak. Ulaşmak için Kadıköy’den 21:30’da Havaist’e biniyoruz. Hem Pazar günü hem de bayram olmasından dolayı yollar boş. Bir saatte varıyoruz. Ulaşım ücreti her şey gibi epey artmış. 124 TL/Kişi. Kısa bir süre önce bu paraya Çanakkale’ye otobüsle gidiyordum. Neyse, havaalanında 150 TL olan harcımızı da ödeyerek Check-In’imizi yaptırıyoruz. (Harç için artık
Evet, mezarlıklarda Öteki ile karşılaşırız, ya da Öteki’nin bıraktığı izler ile. Ölülerimize nasıl davrandığımız da serilidir önümüzde. Onları nasıl andığımız üzerine düşüncelere dalma mekânlarıdır mezarlıklar. Bir gün öldüğümüzde ardımızdan nasıl bir temsille anılacağımızı düşünürüz ister istemez. Bir anıt mezar 1824’de açılan Paris’in ikinci büyük mezarlığı “Montparnasse”dayız1. Anıtsal bir mezar2karşılıyor bizi. Burada, sütunların arasında, yerlere dökülen yırtık pırtık uzun giysisi ve yıpranmış, deforme olmuş kanatlarıyla bir melek, sağ ayağı ve parmakları giysinin ucundan dışarıya fırlamış. Sağ memesi açıkta, sol kolu ise diğer memesini örtüyor. Üzgün duru yüzü toprağa dönük. Elleri yüzü kadar çarpıcı; heykeldeki tek hareket ellerinde. Kimbilir, dünyanın hay
İnsanın sembolik bir evrende yaşadığı bir gerçek. Sembolizm adı 1886 yılında Jean Moreas tarafından akımın bildirisinin yazılmasıyla somut gerçeklik kazanmıştır. Simgecilik olarak da adlandırılan sembolizm, hem gerçeği gösteren hem de onun sınırlarını aşma isteğine cevap veren bir sanat akımıdır. XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl başı döneminin gerçek şair ve sanatçılarında görülen yaratıcı imgeleriyle besledikleri belli bir çerçevede kişisel ve başkalarına devredilemez derinliğe Sembolizm adı verilmişti. İmgelem deyimiyle sembolizm hep karıştırılır. İmge kavramı bütün gücünü düş deyiminin özgürce simgelediği şeylerle uyum halinde olmasından (örtüşmesinden) almaktadır. Sembolizmde, onun anlayış ve estetiğinde, imgelemin bu ağır basan belirgin niteliğinin özellikle bilinçli ve ısrarlı
Müzik, kültürlerin sessel yansıması ve tınısal ifadesidir. Ve elbette, yaşanan toprakların ürünüdür. Farklı coğrafyalarda farklı kültürler oluşur ve gelişir. Uzun vadede evrenselleşme rolü içinde bütünleşecek olan kültürler, ilk adımlarında sesi, sözü, müziği ve enstrümanı ile yereldir. Hatta anlatım biçimi ve malzemeleri de yereldir. Ancak daha sonradan farklı yerellerden yola çıkan enstrümanlar ve ses aracılığıyla evrenselliğe taşınır. Bu evrensellik hali müziğin insanlığın ortak dili ve mirası olduğu görüşünü günümüze kadar getirmiştir. Science dergisinde 2019’de yayınlanan “İnsan Şarkısında Evrensellik ve Çeşitlilik” başlıklı makalede (…) “Müzik aslında evrenseldir” sonucuna varılmıştır. Bu sonuç, biri 86 toplumdan alınan kayıtlardan, diğeri etnografların dünya çapında 60 toplumdan
Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Suzan Bayazıt https://www.instagram.com/suzanbayazit/tarafından hazırlanmıştır. . . . . . . . . . . . . “Bu anonim fotoğraf yaklaşık 100 yıl öncesine ait ve isimleri belirlenemeyen kadın heykeltıraşlar ve ressamlar yer alıyor. Sanat tarihinde kadınlar çoğu zaman görünmez kılındı; eserleri ve emekleri yeterince belgelenmedi. Belki de bu karede, bugün isimlerini bilemediğimiz ama iz bırakmış kadın sanatçılar var. Onları hayal etmek ve görünmezliklerine dikkat çekmek, 8 Mart’ın ruhuna uygun bir hatırlatma: Kadınlar hep vardı, hep üretti, ancak her zaman görünür olamadılar.” Kadın ve heykel denildiğinde, en eski örnek olarak aklımıza Neolitik Dönem’den Çatalhöyük’te
Biz özgür doğmayız aslında. Biz hayatımız boyunca karşı çıktığımız, yaptığımız seçimlerle birlikte kendi özgürlüğümüzü elde ederiz. Kimseyi etkileme ihtiyacın kalmadığında, sen ve fotoğrafların özgür olacak Kimseyi etkileme ihtiyacın kalmadığında, sen ve fotoğrafların özgür olacak ve sadece kendi iç yolculuğun için o düğmeye basacaksın. Sosyal medya hesabımda paylaşınca bir merak ve tartışma ortamı yaratan bu sözümün altında yatan temel düşünceleri açıklama ihtiyacı duydum. Bu yazıyı, ülkemizde, fotoğraf tarihinde kendisi olabilmeyi başarmış fotoğrafçılarımıza ve Şahin Kaygun’a adıyorum. İnsan, var olduğunu hissetmek adına üretmek ister. İster sanat eserleri yaratarak, ister topluma fayda sağlayacak bir sorunu çözerek ve ister üreterek bir fark yarattığını hissetmek